Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Kim Allah`tan başka ilah olmadığına Allah`ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed`in onun kulu ve Resulü (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsa`nın da Allah`ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem`e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah onu cennetine koyacaktır.

2/3/2007

Dünyanın EN SALGIN hastalığı: ESNEMEK!

Sevgili kardeşler,

Hepimiz az çok biliyoruz. Toplumda olsun, evde olsun bir ortamda olsun, birimiz esnediği zaman illaki otobanda zincirleme trafik kazası gibi herkes peşpeşe esnemeye başlar. Bundan yirmi (20) yıl öncelerine dayanan bazı araştırmalara göre ESNEMENİN teorik sebebini uzmanlar:

Beyne giden oksijenin azalmasıyla birlikte, beyinden giden bir refleksin insanlarda esnemeye yol açtığını ve bu şekilde beyne oksijen gitmesini sağladığını yazmışlardı ve duyurmuşlardı.

Ve bu teori üzerinden yirmi yıl geçti.. Ancak Geçen sene esnemenin olgusunu araştırmak amacıyla tekrar bu teori gün yüzüne çıkartılmış. Ve sonuç gerçekten çok ilginç

Yirmi yıl evvelki teorinin hiç bir şekilde nörotik bir desteği olmadığı ve varsayımlardan ileri geldiği belirtilmiş. Daha sonra araştırmacılar, aslında esnemek olgusunun:

İnsanlarda Empati duygusunun yani, insanların hislerini hissetmek duygusunun gelişmiş olmasından kaynaklandıgını kaydetmişler.

Bir misal veriyorum size: Gülengül çok sıkıntılı ve üzgün.. ve ben onu yıllardır tanıyan bir arkadaşı olarak ona karşı elbette dostane yaklaşıp onun sıkıntısıyla ilgilenirim. ve Gülengülümün derdi benim derdimdir diyerek onunla üzülür onunla sevinirim. Bu bir empatidir. Yani karşımızdakinin hissini hissetmek ve ortak olmak.

Esnemek yani bu durumda insanlarda empatik duyguları gelişmiş varlıklar olarak çok salgın duruma geliyor. Biri esniyor ve bizlerde empatik duygumuzun gelişme oranına göre bu esnemeden etkilenerek esniyoruz.

Empatisi az olan insanlarda esneme olgusu daha azdır. Hani hep zannederizki uykumuz gelince esniyoruz, veya beynimiz yoruldu esniyoruz. Hayır..

Kendi başımıza dahi olsak yorgunluk halimizde esnediğimizde kalbimizin ve beynimizin bize verdiği ''kendini dinle, kendine empati duy!'' uyarısını bu şekilde algılamış oluyoruz. Yani bir nevi insanlar kendilerine de merhamet etmeyi öğreniyorlar.

Rabbimiz ne kadar güzel hesaplamış herşeyi.. Kudretine akıl sır erdiremiyorum...

2/3/2007

“Görünmeyen Bir Dünya”ya Sefer Var

Bu başlık okunur okunmaz yöneltilebilecek itirazları duyar gibiyim;

“Bir dünya görülmüyorsa, o halde yok demektir. Olmayan bir yere sefer düzenlemek de anlamsızdır!”

Varsayımlara dayalı bu ve benzer itirazları bir kenara bırakıp, “görülmeyen bir dünyaya” niçin sefer düzenlendiğini anlatmaya çalışayım. Neresi bu görülmeyen dünya ve sefer niçin yapılıyor?...


Üzerinde yaşadığımız bu dünya, pek çok insan için -belli bir noktaya kadar- onların görüş mesafelerine açık. Ancak bir de, görme engelli olduğu için diğer insanların içinde yaşadığı hayatı,
kendilerince “görülmeyen bir dünya” üzerinde geçirenler var. Kelime oyunlarını bir yana bırakırsak, başlığımız şöyle olacaktı:

“GÖREMEYENLERİN DÜNYASINA” SEFER VAR...

İşin aslı; kimileri, dünyayı ve içindekileri görebilme nimetine sahip; kimileri de, yine bir imtihan gereği bu nimetten yoksun. İşte, seferin amacı da bu. Yani, yaşananları (ya da yaşanamayanları) anlama çabası...


O halde bir kez de şöyle soralım sorumuzu; görme engellilerin dünyasına kısa bir yolculuk yapmaya ne dersiniz?... Görme engelli olsaydınız; bir öğrenci, çalışan bir kişi ya da bir ev hanımı olarak acaba bir gününüz nasıl geçerdi?

•Sabah, yataktan kalktınız ve yüzünüzü yıkamak için lavaboya gidiyorsunuz... Aman, dikkat! Yolunuzun üstünde çarpabileceğiniz eşyalar, takılabileceğiniz bir paspas ya da eşik olabilir...

•Üstünüzü giymek üzere dolabı açtınız... Yine dikkat! Birbirine uygun kıyafetleri seçip, önüne-arkasına, sağına-soluna dikkat ederek giyinmelisiniz...

•Sıra geldi kahvaltıya... Kahvaltıyı hazırlarken bir önceki gün neyi, nereye koyduğunuzu bilmeniz yararlı olacak galiba...

•İşe veya okula gidecekler için evden çıkma hazırlıkları başlıyor... Merdivenleri inme, kaldırımda yürüme, caddede karşıdan karşıya geçme belki daha kolay olacaktı, eğer merdivenlerin trabzanları olsaydı; kaldırımlarda açılıp da bir türlü kapatılamayan çukurlar, kaldırımın ortasındaki direkler, reklam panoları ve bir baştan bir başa kaldırımları dolduran park etmiş arabalar olmasaydı; sesli trafik lambaları ya da üzerindeki düğmeye basınca yayaya yeşil ışık yakan trafik lambaları olsaydı...

•Artık durağa geldiniz... Otobüs veya dolmuşla gideceğiniz yeri duraktakilere söyleyip, gelince sizi de haberdar etmelerini rica ediyorsunuz... Yanınızda fısır-fısır konuşmalar; “Gerçekten kör herhalde... Nasıl buraya kadar geldi acaba, peki ya bundan sonrasını nasıl gidecek?...”

•Okulunuza geldiniz... Devam edebileceğiniz bir görme engelliler lisesi yok; üstelik bu işin bir de üniversitesi var ve siz de eğitim hayatının sonunda diğer insanlarla birlikte iş hayatının içinde olacaksınız. Bu sebeple, siz de diğer insanlar gibi eğitim hakkınızı kullanmak üzere normal bir okula geldiniz (Başka bir alternatifiniz de yok zaten). Öğretmen, tahtada problem çözüyor; grafik çiziyor; haritayı gösteriyor; “şimdi, şuraya dikkat edin...” diyor. Allah’tan ki; bazı derslerden muafsınız...

•Ders kitaplarınızın kabartma yazıyla hazırlanmış olması gerekiyor ama bu konuda çok sınırlı sayıda kaynak var. Çevrenizdeki insanlardan kitapları sizin için bir kasete okumasını rica ediyorsunuz. Derste anlatılanları da -eğer imkanınız varsa- kayda alıyorsunuz...

•İşinizde –eğer işiniz varsa- ilk başta dikkatle bakacak size insanlar; acaba nasıl yapıyor ve bir yanlışlık oluyor mu diye... Belki de zamanla hayran olacaklarsa da, ilk başta biraz yadırgayacak ve belki de size nasıl yaklaşacaklarını bilemedikleri için tedirgin olacaklar...

•Bir ev hanımı olarak, yoğun bir gün sizi bekliyor... Bulaşık, yemek, evin temizliği, ütü,...
Komşularınız, önce merak edecekler işleri nasıl yaptığınızı... Sonra, başarı öykülerinin gazetelere ara sıra yansıyan birkaç engelliden ibaret olmadığını görecekler belki de sizin şahsınızda...

•Sokakta önüne bakmadan yürüdüğü için size çarpan ve buna rağmen “Kör müsün be kardeşim, önüne baksana!...” diye söylenen şahsa; “Ben, görme yeteneğine sahip olmadığım için göremiyorum, ya sen?...”diyeceksiniz belki de...

Siz, devam edebilirsiniz bu vb. örnekleri “yaşıyormuşçasına” sıralamaya... Hatta, gözlerinizi sıkıca kapatıp, evinizde bir tur atmaya çalışarak, bütün uzuvlarınızla yaşayabilirsiniz bu deneyimi. Ancak amacımız, kimseye acımak, kimseleri acındırmak değil. Demiştik ya hani; bu, yaşananları (ya da yaşanamayanları) anlama çabası... Sırtımızdaki çantalarda anlama çabalarımızdan devşirdiğimiz “anlaşılmışlar” olmalı seferin, yolculuğun sonunda.

Onlar, göremedikleri dünyada “duyarak ve hissederek görenler”... Belki de, zaman zaman görme yeteneğine sahip olanlardan çok daha iyi algılıyorlar olayları ve duyguları... “Bakmak” ve “Görmek” arasındaki farkı anladığımızda ve sahip olduğumuz nimetlerin bir an için bile olsa yokluğunu düşündüğümüzde hayatı daha güzel görmek mümkün olacak inanın. Güzeli görmek istiyor ve güzel düşünüyorsak, elbette güzellikleri göreceğiz. Ne demiş bir güzel insan;

“Güzel gören, güzel düşünür; güzel düşünen de hayatından lezzet alır.”

Bu yazının sonunda, belki de hayatınızda yokluğunu hiç düşünmediğiniz bir güzelliği görmek için aynanın karşısına geçip, gözlerinizin taa içine bakın...

NE GÖRÜYORSUNUZ?...


online :
cheap sheds

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyor um, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Arama